O karanlık yılların içinde bir yiğit: Şehit Polis Feruz Karayiğit
1990’ların ortasında Diyarbakır, görünmez bir kuşatmanın gölgesinde yaşıyordu. Gündüzleri bile tedirgin bir sessizlik şehre hakim olur, geceleri ise kentin üzerine çöken karanlık silah sesleriyle yırtılırdı.
Devletin varlığını temsil eden her üniforma, her araç ve her bina bölücü terör örgütü PKK’nın hedefindeydi. Buna rağmen polisler, askerler ve korucular; halkın huzuru ve güvenliği için sarsılmaz bir kararlıkla nöbet tutuyor, devriye geziyordu.
Polis Memuru Feruz Karayiğit, işte bu karanlığın ortasında dimdik duranlardan biriydi. Sur’un dar sokaklarında görev yaparken her köşe başının bir tehdit olabileceğini bilirdi. Buna rağmen yüzündeki vakar ve sükuneti hiçbir zaman kaybetmezdi.
Meslektaşları onu anlatırken, “kalbi pamuk gibidir” derdi. Görevine olan bağlılığı, arkadaşlarına duyduğu vefa ve ailesine beslediği derin sevgiyle tanınırdı.
Günümüz polisleri, o yılların zorluğunu pek bilmez; hatta çoğu zaman anlamak da istemez. Sadece şehitliklerdeki sessiz mezar taşlarından sezebilir. Çünkü onlara gerçekleri anlatacak kimseler artık yoktur.
Oysa o yıllarda tutulan her nöbet, çıkılan her devriye, adeta ölümle omuz omuza verilen bir sınav, bir vedaydı. Gündüzün kargaşasında ve gecenin sessizliğinde yankılanan her telsiz sesi, bir sonraki anın ne getireceğinin bilinmezliğini hatırlatır; her görev, geri dönme ihtimali belirsiz bir yolculuğa dönüşürdü.
İşte bu yüzden Diyarbakır’da Çevik Kuvvet’in havuz başı tesislerinde helallik alınırdı. Herkes bu gerçeğin farkındaydı, fakat kimse bunu yüksek sesle dile getirmezdi. Çünkü herkesin zihninde aynı cümle dolaşırdı: “Belki de bu son görüşümüz.”
Böylesi zor, bir o kadar da polis gururuyla yoğrulmuş günlerde vazifesini yapan Feruz Karayiğit’in duruşu, görev sadakatinin ötesinde bir anlam taşıyordu. O, karanlığın içinde ilerlerken ölümün nefesini ensesinde hisseden; buna rağmen geri adım atmayan, korkuyu dizginleyip cesareti kuşanan bir yiğitti.
Onun yürüyüşü, yalnızca bir polisin adımları değildi; devletin vakarını, milletin umudunu ve mesleğin onurunu taşıyan bir iradenin sessiz ama sarsılmaz ifadesiydi.
Feruz Karayiğit görevine bu bilinçle giderdi. Çünkü terörün nereden, ne zaman ve hangi kılıkla saldıracağı belli değildi. Bir gün seyyar satıcı kılığına giren, ertesi gün korucu gibi davranan hain teröristler şehrin damarlarına sızmaya çalışırdı.
Ve Feruz; 16 Mart 1994 günü, Sur’un o meşhur uygulama noktasında vatan nöbetindeydi. Şehrin güvenliği için oluşturulan bu kritik hat, örgütün sık sık yokladığı hedeflerinden biriydi.
Feruz Karayiğit her zamanki gibi dikkatliydi. Fakat pusuların doğası, en hazırlıklı anlarda bile ölümcül olabilmesi, insanı en hazırlıklı anında vurmasıydı. Vatan sağ olsun diye atan o koca kalp, Sur’un sokaklarında yankılanan silah ve patlama sesleriyle o gün sustu; ancak Feruz’un adı arşa yükseldi.
Naaşı, Diyarbakır’da gözyaşları içinde yapılan törenin ardından doğduğu topraklara, Gaziantep’e gönderildi. Meslektaşlarının omuzlarında toprağa emanet edilirken geride yalnızca bir üniforma değil, aynı zamanda bir onur abidesi bıraktı.
Ailesi bugün Tarsus’ta yaşıyor olsa da Feruz Karayiğit’in hatırası ve ruhu, o karanlık yılları aydınlatan bir meşale gibi Diyarbakır semalarında nöbet tutmaya devam ediyor.
Seni unutmayacağız. Mekanın cennet, ruhun şad olsun yiğit Feruz.
***
Alper UZUNGÜNGÖR
Başkomiser ( e)
Aydın Polis Emeklileri Sosyal Yardım Derneği Başkanı
Başkomiser ( e)
Aydın Polis Emeklileri Sosyal Yardım Derneği Başkanı

Yorumlar
Yorum Gönder